Çocuklukta Görünmeyen İhtiyaç: Duygusal Erişilebilirlik
Günümüzde birçok ailede anne ve baba çalışıyor. Çocuk bir bakıcıyla, bir akrabayla ya da zaman zaman yalnız büyüyor. Kadınların iş hayatında var olması elbette kıymetli ve tartışılmaz bir kazanım. Ancak erken çocukluk söz konusu olduğunda mesele yalnızca fiziksel bakım değil; duygusal erişilebilirliktir.
Bir çocuğun gelişiminde belirleyici olan, bakım veren kişinin orada olup olmaması değil; çocuğun ihtiyaç duyduğu anda ona psikolojik olarak ulaşabilir olup olmamasıdır. Çocuk ağladığında, korktuğunda, heyecanlandığında ya da bir şeyi paylaşmak istediğinde karşısında gerçekten onu gören, duyan ve düzenleyen bir yetişkin bulabiliyor mu?
Çocuk, ihtiyaç duyduğunda bakım verene ulaşabildiğinde dünyayı güvenli bir yer olarak algılar. Bu güven, ileride kuracağı ilişkilerin temelini oluşturur. Sürekli “kendi başıma halletmeliyim” deneyimi ise erken olgunlaşma yaratabilir. Bu durum dışarıdan güçlü, uyumlu ve sorumluluk sahibi görünse de; bazen bastırılmış ihtiyaçların, yardım isteme zorluğunun ve yaşanamamış bir çocukluğun işaretidir.
Erken bağımsızlık her zaman sağlıklı özerklik anlamına gelmez. Bazen bu, çocuğun sistemde yer açmak için kendi ihtiyaçlarını geri plana itmesidir.
Elbette hayat her zaman ideal koşullar sunmaz. Ekonomik zorunluluklar, kariyer sorumlulukları ve yaşamın gerçekliği inkâr edilemez. Bu nedenle tartışma “anneler çalışmalı mı?” sorusu üzerinden yürümemeli. Mesele çalışan ya da çalışmayan anne değildir; mesele çocuğun duygusal deneyimidir.
Önemli olan şu:
Çocuğun duygusal güvenliği nasıl korunacak?
Bu güven; birlikte geçirilen sürenin miktarından çok, o sürenin niteliğiyle ilgilidir. Kısa ama gerçekten temas edilen anlar, uzun ama duygusal olarak kopuk geçirilen saatlerden daha besleyici olabilir. Çocuğun duygularının isimlendirilmesi, regülasyonuna eşlik edilmesi ve ihtiyaçlarının küçümsenmemesi kritik önemdedir.
Çünkü çocuklukta alınan sevgi ve güven, insanın kendisiyle ve dünyayla kurduğu ilişkinin temelini oluşturur. Sevgi görmemiş bir çocuğa sevmeyi bilmediği için kızmak ise en büyük haksızlıktır. Bir çocuk, kendisine nasıl davranıldıysa çoğu zaman dünyaya da öyle davranır.
Belki de asıl soru şudur:
Çocuğa yalnızca bakım mı veriyoruz, yoksa onun iç dünyasına da eşlik ediyor muyuz?