Logo

Bireysel Danışmanlık

EMDR (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme):

EMDR terapisi, beynin doğal bilgi işleme sistemine dayanan Adaptif Bilgi İşleme Modeli üzerine kuruludur. Bu modele göre beyin, yaşanan her deneyimi duygu, düşünce, beden duyumları ve imgelerle birlikte işleyerek anı ağlarına yerleştirir. Bu süreç sağlıklı çalıştığında öğrenme gerçekleşir ve kişi gelecekte benzer durumlara daha uyumlu tepkiler verir.

Ancak travmatik ya da yoğun şekilde rahatsız edici yaşantılarda bu doğal sistem aksayabilir. Deneyimler işlenmeden, olduğu haliyle depolanır. Bu işlenmemiş anılar, bugünkü olaylar tarafından tetiklendiğinde kişi sanki olayı yeniden yaşıyormuş gibi etkilenebilir. Kaygı, korku, bedensel belirtiler ve kişinin kendisiyle ilgili olumsuz inançları bu durumun günümüzdeki yansımalarıdır.

EMDR terapisi, bu işlenmemiş ve izole anıların yeniden işlenmesini sağlayarak beynin yarım kalan sürecini tamamlamasına yardımcı olur. Anılar sağlıklı anı ağlarıyla bağlantı kurar, duygusal yük azalır ve öğrenme gerçekleşir. Kişi artık anıyı rahatsız edici biçimde değil, daha sağlıklı ve gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendirebilir.

EMDR, yalnızca belirtileri azaltmakla kalmaz; kişinin kendisiyle, ilişkileriyle ve yaşamla ilgili daha olumlu inançlar geliştirmesini destekleyerek kalıcı bir iyileşme ve kişisel gelişim sağlar.


*


BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi):

Bilişsel Davranışçı Terapi, düşüncelerimiz, duygularımız ve davranışlarımız arasındaki karşılıklı ilişkiye odaklanan, yapılandırılmış ve bilimsel temelli bir terapi yaklaşımıdır.

BDT’de temel varsayım; yaşanan olayların kendisinden çok, bu olaylara yüklenen anlamların duygusal ve davranışsal tepkilerimizi belirlediğidir. Bu nedenle terapi sürecinde; otomatik düşünceler, temel inançlar ve bunlara eşlik eden davranış kalıpları birlikte ele alınır. Amaç; işlevsel olmayan düşünce ve davranış örüntülerini fark etmek, bunların günlük yaşam üzerindeki etkisini anlamak ve daha gerçekçi, esnek ve işlevsel alternatifler geliştirmektir. Bu süreç, danışanın aktif katılımıyla ve somut örnekler üzerinden ilerler.

Düşünce–davranış farkındalığını geliştirmek isteyen, daha aktif ve hedef odaklı bir terapi süreci arayan bireyler için oldukça etkilidir. BDT, hem çocuk ve ergenlerle hem de yetişkinlerle çalışılabilen yaygın bir ekoldür. Seans süreleri 45-50 dakika sürmekle birlikte, haftada bir seans uygulanması tercih edilir. 

BDT, Depresyon, Anksiyete bozuklukları (panik bozukluk, sosyal anksiyete, yaygın anksiyete), Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), Travma sonrası stres belirtileri, Kayıp ve Yas, Fobiler ve Stres ve duygu düzenleme güçlükleri gibi alanlarda sıklıkla kullanılmaktadır. BDT, sadece psikolojik tanılarda değil, stres, özgüven, karar verme, ilişkiler ve gündelik yaşamda tekrar eden zorlanmalarda ve daha nicesinde etkili şekilde kullanılan bir terapi yaklaşımıdır.


*


ACT (Kabullenme ve Kararlılık Terapisi):

ACT, zorlayıcı düşünce ve duyguları ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, onlarla farklı bir ilişki kurmayı hedefleyen bir yaklaşımdır. Temel amacı; kişinin değerleri doğrultusunda daha anlamlı bir yaşam sürmesini desteklemektir. Bireylerin daha esnek ve işlevsel bir ilişki kurmasını ve hayatını kendi değerleri doğrultusunda sürdürebilmesini hedefler.

Bu süreçte amaç, “iyi hissetmeyi” zorlamak değil; zorlayıcı içsel deneyimlere rağmen yaşamda ilerleyebilmeyi öğrenmektir. ACT, kişinin kontrol edemediklerine karşı mücadelesini azaltırken, kontrol edebildiği alanlara yönelmesine yardımcı olur. Seans süreleri 45-50 dakika sürmekle birlikte, haftada bir seans uygulanması tercih edilir. 

ACT, Anksiyete bozuklukları, Depresyon, Travma ve stres ilişkili belirtiler, Obsesif düşünce döngüleri, Kronik ağrı ve bedensel yakınmalar, Duygu düzenleme güçlükleri gibi alanlarda çalışılmaya çok uygundur. Aynı zamanda, Yoğun zihinsel meşguliyet ve aşırı düşünme, Duygulardan kaçınma ya da bastırma eğilimi, Hayatta yönünü kaybetmiş hissetme, Erteleme ve kaçınma davranışları, Kendine karşı sert ve eleştirel tutum, “İyi hissetmeden hiçbir şey yapamama” hali ve Değerlerle uyumsuz yaşama hissi konularında etkili şekilde kullanılabilir. 


*


Varoluşçu Terapi:

Varoluşçu terapi, insanın yaşamla kurduğu temel ilişkilere odaklanır. Semptomların neden ortaya çıktığından çok, bu semptomların kişinin hayatında ne anlatmaya çalıştığıyla ilgilenir. Kaygı, depresyon ya da boşluk hissi; bastırılması gereken sorunlar değil, kişinin varoluşsal ihtiyaçlarıyla temas ettiği noktalardır.

Bu yaklaşım özellikle şu alanlara odaklanır:

Kişinin yaptığı ve yapmaktan kaçındığı seçimler, zgürlük ve sorumlulukla kurduğu ilişki, yalnızlık ve ilişki kurma biçimleri, anlam arayışı ve hayata yüklenen değerler, ölüm, kayıp ve belirsizlikle baş etme yolları.

Varoluşçu terapi, kişinin kendini başkalarının beklentileriyle mi yoksa kendi değerleriyle mi yaşadığını fark etmesini amaçlar. “Olmam gereken kişi” ile “olduğum kişi” arasındaki mesafeyi görünür kılar. Bu farkındalık, danışanın hayatında daha otantik ve bilinçli seçimler yapabilmesine alan açar.


Varoluşçu Terapi Kimler İçin Uygundur?

Varoluşçu terapi, hayatında bir noktada durup sorgulama ihtiyacı hisseden kişiler için uygundur. Özellikle şu deneyimleri yaşayan kişiler bu yaklaşımdan fayda görebilir:

Sürekli bir boşluk, anlamsızlık ya da yönsüzlük hissi yaşayanlar, hayatında “bir şeyler var ama eksik” duygusunu taşıyanlar, tekrarlayan ilişki sorunları yaşayan ve kendi rolünü anlamak isteyenler, kaygı, varoluşsal korkular veya ölüm düşüncesiyle baş etmekte zorlananlar, kayıp, yas, ayrılık ya da büyük yaşam geçişleri yaşayanlar, kendi değerlerini, sınırlarını ve seçimlerini netleştirmek isteyenler, varoluşçu terapi, hızlı çözümler ya da hazır reçeteler arayanlar için değil; kendini daha derinlemesine tanımaya, zor sorularla yüzleşmeye ve yaşamına daha bilinçli bir şekilde yön vermeye açık olan kişiler için uygundur.

Bu yaklaşım, “daha iyi hissetmek” kadar daha gerçek bir hayat yaşayabilmeyi önemser.


Varoluşçu Terapi Kayıp, Yas ve Ölüm Süreçlerinde Neden Önemlidir?

Kayıp ve yas, sadece bir duygusal süreç değil; insanın hayatın anlamı, bağları ve sonluluğuyla yüzleştiği varoluşsal deneyimlerdir. Varoluşçu terapi, yasın “çabuk atlatılması gereken” bir dönem olmadığını kabul eder ve bu acıya alan açar. Bu yaklaşım, kaybın sadece bir kişiyi değil; kişinin geleceğe dair beklentilerini ve yaşam algısını da etkilediğini fark etmeyi sağlar. Ölüm ve ayrılık karşısında hissedilen boşluk, bastırılmak yerine anlaşılmaya çalışılır. Varoluşçu terapi, kayıpla birlikte değişen hayata yeniden nasıl anlam verilebileceğini keşfetmeye eşlik eder. Amaç, acıyı yok etmek değil; onunla birlikte yaşamayı mümkün kılmaktır.



Duygu Odaklı Terapi (EFT):

Duygu odaklı terapi, insanın yaşadığı duyguları merkeze alan bir psikoterapi yaklaşımıdır. Bu modelde duygu sadece bir sonuç değil; kim olduğumuzun, ihtiyaçlarımızın, sınırlarımızın ve kararlarımızın rehberidir. EFT, duyguların bastırılması, inkâr edilmesi ya da kontrol edilmeye çalışılmasından ziyade:

Duyguları hissetmeyi ve tanımayı,duyguların neyi işaret ettiğini anlamayı, yoğun, sıkışmış ya da yeniden deneyimlenmemiş duygularla güvenli bir şekilde temas etmeyi,

Duygularla birlikte var olmayı ve onları sağlıklı biçimde düzenlemeyi hedefler.

Bu süreçte duygular, bastırılması gereken semptomlar değil; kişinin ihtiyaçlarına, değerlerine ve ilişki dünyasına ışık tutan bilgi kaynakları olarak görülür. EFT’ye göre değişim, duygularla çalışarak duygular aracılığıyla gerçekleşir, çünkü duygular davranışlarımızı, seçimlerimizi ve ilişkilerimizi şekillendirir. 


Duygu Odaklı Terapi Kimler İçin Uygundur?

Duygu odaklı terapi, özellikle şu durumlarda etkili olabilir:

Duygularını fark etmekte, adlandırmakta veya onlarla başa çıkmakta zorlananlar, yoğun kaygı, öfke, utanç, suçluluk ya da üzüntü gibi duygularla ilişki kurmak isteyenler, duygusal tepkilerini sürekli bastırma eğiliminde olanlar, travma sonrası duygusal yaşantılarla uğraşanlar, ilişkilerde duygusal bağlanma, güvensizlik, kopukluk ya da çatışma yaşayanlar ve kendi ihtiyaçlarını ifade etmekte ya da sınır koymakta zorlananlar.

EFT hem bireysel terapide duygusal farkındalığı artırmak, hem de ilişkisel bağlarda partnerler veya aile üyeleri arasında daha güvenli, duyguya dayalı bağlantılar kurmayı desteklemek üzere uygulanabilir. Bu terapi, duyguların anlamını keşfetmek ve duygusal yaşamda daha esnek, bilinçli ve sağlıklı tepkiler geliştirmek isteyen herkes için uygundur.


*


ÇÖZÜM ODAKLI TERAPİ:

Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi, problemin nedenlerinden çok, değişimin nasıl mümkün olabileceğine odaklanan bir yaklaşımdır. Bu nedenle hem klinik hem de gündelik sorunlarda etkili biçimde kullanılabilir. Bu yaklaşımda danışanın işe yarayan davranışları, güçlü yönleri ve daha önce yaşadığı küçük değişimler merkeze alınır. Amaç, kısa sürede işlevsel ve sürdürülebilir çözümler geliştirmektir. Seans süreleri 45-50 dakika sürmekle birlikte, haftada bir seans uygulanması tercih edilir. 

Çözüm Odaklı Terapi, derinlemesine geçmiş analizinden çok, bugünü ve yakın geleceği esas alır. ÇÖT, Stres ve uyum güçlükleri, Hafif–orta düzey kaygı belirtileri, Duygusal zorlanmalar, Yaşam geçiş dönemleri (iş değişimi, ayrılık, yeni roller), Belirli bir sorun ya da karar üzerinde netleşme ihtiyacı, İlişkilerde tekrar eden iletişim problemleri, İş, okul ve yaşam dengesinde zorlanma, Motivasyon ve odaklanma güçlükleri, Hedef belirleme ve ilerleyememe hissi, “Ne yapacağımı biliyorum ama başlayamıyorum” durumlarında kullanılan etkili bir yaklaşımdır.



Bağımlılık Çalışmaları:

Bağımlılık çalışmaları, farklı bağımlılık türleri (alkol, uyuşturucu, davranışsal bağımlılıklar gibi) üzerinde uzmanlaşmış terapötik yaklaşımları içerir. Amaç, bireylerin bağımlılıklarla başa çıkmalarına, sağlıklı yaşam alışkanlıkları geliştirmelerine ve yaşamlarını yeniden yapılandırmalarına yardımcı olmaktır.


Yardıma mı ihtiyacınız var?

Size en uygun desteği bulmanız için buradayız.

+90 212 441 61 58